“Orta Gelir-Orta Demokrasi Tuzağı”

Bu tabir Ak Parti 3. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde genel başkanlığa yeniden getirilen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından kullanıldı. Cumhurbaşkanı “orta gelir ve orta demokrasi tuzağına düşmeyeceğiz” derken 21 Temmuz 2016’da başlayan ve halen süren Olağanüstü Hâl (OHAL)’in uzamasının ardından gündeme gelen eleştirilere yanıt vermek istemiş olabilir.

Konunun ekonomik boyutuna gelince, demokrasi ile kalkınma arasındaki ilişkiyi bilmeyen yok gibi. Katılımcı demokrasilerde büyümenin ve refahın yani kalkınmanın diğerlerine oranla çok daha başarılı olduğu görülüyor. Aksi tecrübeler ise hızlı büyüme konusunda sadece Sovyetler Birliği’nde ve Çin’de görülmüş, uygulanmış ama refah ayağı olmadığı için sürdürülememiş. Bir başka deyişle despotik yönetimler vatandaşlarını yeterince mutlu edememiş adeta bir ergen büyümesi normlarında takılıp kalmışlar. Belki “orta demokrasi” yerine “ortalama demokrasi” denebilirdi ama bu manada, Cumhurbaşkanının iki kavramı birlikte kullanması yadırganmamalı.

Ekonomide “orta gelir tuzağı”nın ne olduğunu anlamak için orta gelirin ne olduğunu doğru tanımlamak gerekiyor.

Dünya’da, kişi başına gelir seviyesi olarak 10.000 Amerikan Doları’na kadar büyüyen ancak çeşitli nedenlerle bu seviyeyi aşmakta zorlanan ekonomiler için ‘Orta Gelir Tuzağı’na yakalandı’ ifadesi kullanılıyor. Bugün için bu seviye 11.000 Dolar’a doğru evrilmiş vaziyettedir.

Peki ülke ekonomileri bu tuzağa niye yakalanıyor? Mesela Türkiye 2008 krizinden bu yana orta gelir çizgisini niye geçemiyor? 2002’den sonra reformların ve istikrarın etkisiyle hızla büyüyen Türkiye ekonomisi kişi başına 3.500 Dolar’lar seviyesinden 10.000 Dolar’a yükselip de niçin tıkandı?

Son sorunun basit cevabı, hızlı büyümeyi mümkün kılan atıl kapasitelerin değerlendirilmesi ve sermaye girişi azaldığı için… Atıl kapasitelerin değerlendirilmesi için sermaye girişi ve finansal erişim gerekiyordu. AB ile müzakerelerin başlamasıyla bu akım sağlanmış oldu. Şimdilerde atıl kapasiteler fiziki değil beşeri sermaye stoku olarak kendini gösteriyor. Nitelikli insan kaynağında işsizlik artıyor. Yani nitelikli beşeri sermaye üretime dönüşmüyor.

Orta Gelir Tuzağı’nı aşabilen ekonomilerin müşterek özellikleri kontrol grubu olarak bir araya getirildiğinde karşımıza çıkan tablo; eğitim seviyesinin, tasarruf-yatırım eğiliminin, yüksek teknoloji içeren ürünlerin dışsatımdaki payının yükselen bir çizgi olarak devam etmesi. Orta Gelir çizgisini geçen ülkeler sınırı aşarken yukarıdaki faktörleri geliştirmişler. Kadınların işgücüne katılımının artması, okul öncesi eğitimin standart hâle gelmesi, kayıt dışı ekonominin kontrolü de alt başlıklar arasında sayılabilir. Ezcümle, Türkiye ekonomisinin tuzaktan kurtulması söz konusu alanlarda gelişme kaydetmesine bağlıdır.

İşin demokrasi boyutuna gelindiğinde, ifade hürriyeti, hukuk devleti ilkelerine uyum, basın özgürlüğü, ticari ve mali öngörülebilirlik faktörleri içi içe geçmiş biçimde bir ekonominin orta gelir tuzağından çıkması için destekleyici demokratik katılım enstrümanlarıdır. Türkiye’de veya başka bir ülkede bu şartlar yeteri kadar oluşursa orta gelir tuzağından kurtulmak mümkündür.

Ülkedeki güvenlik şartları öncelik olarak tercih edildiğinde -ki bu faktör bir yere kadar siyasal bir opsiyon, o yerden sonra mecburiyettir- kaynaklar ve konsantrasyon bu alana yönlendirileceği için Türkiye’de bir süre daha orta gelir tuzağının bir yaşam biçimi olarak kabul edilmesi gerektiğini görüyoruz.

Uluslararası ve ülke içi ilişkilerin tanziminde turnusol kâğıdı olarak ‘beka’nın kullanılma zorunluluğu arttığında ‘orta’nın bile iyi bir performans sayılabileceği zamanlar vardır. Türkiye’nin iktisat tarihi (yani Osmanlı’nın son dönemi de dâhil) demokrasi ve kalkınma yönü ağır basan politika örüntüsüne ancak asayiş ve beka algısı izin verdiği ölçüde yönelim gösterilebildiği sayısız örnekle doludur.