NATO Zirvesi Sonrasında Artan Riskler

Gündelik ekonomik göstergeler ile biriken riskler arasındaki dengede ibre bugünlerde yine güncel olandan yana. Ancak Türkiye’nin güneyinde kaynayan kazanın açıktan açığa Türkiye aleyhine geliştiğini görmezden gelmek doğru olmasa gerek: NATO Zirvesi’nde ABD’nin talebi doğrultusunda NATO güçleri IŞİD karşısında kullanılacak. Uluslararası güçler IŞİD’den ele geçen bölgeleri eski sahiplerine yani Araplara verecek. Bu arada ABD tarafından IŞİD’e karşı YPG’yi kullanarak sürdürülecek mücadele için söz konusu terör örgütüne teslim edilecek silahların listesi Kongre’ye sunuldu.

Lojistiğinden siyasi karar mekanizmalarında sağlanan örtülü işbirliğine kadar tüm gelişmeler Türkiye’nin güneyinde ciddi bir harekât başlayacağını ve Kuzey Irak’taki sorunların daha fazla silahlandırılmış bir YPG tarafından çözülmek(!) istendiğini gösteriyor. Devamında Türkiye’de tutunmaya çalışan PKK güçlerinin de silah yardımından yararlanacağı aşikâr. Muhtemelen Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit eden bir YPG-PKK hareketi sonrasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki YPG mevzilerine müdahale edeceği de tahmin ediliyor. İşin içine NATO da girdiğine göre BM ile birlikte bölgede yeni bir yapısal değişimin hedeflendiğini ayan beyan görüyoruz.

NATO’nun bu düzeydeki müdahalesini Balkanlar’daki dağı(tı)lma sürecinden anımsıyorum.

Tekerrür Değil Benzerlik

Her büyük savaşın bir merkezi var ise bu merkeze en yakın siyasi yapılar dağılıp küçülür veya nitelik değiştirir. Genellikle savaşa tepkinin ve savaş ekonomisinin yapısı gereği siyaset de ekonomi gibi bir seferberlik dili ile konuşmaya başlar.

Bugün tam da böylesi bir atmosferi teneffüs etmiyor muyuz?

Modern zamanlarda Orta Doğu’da pek çok savaş ve çatışma yaşandı. Hatta aksi bir döneme rastlanamadı bile denilebilir. Fakat Orta Doğu hiç bir zaman bir büyük savaşın merkezi olmadı şimdiye kadar. Bu defa ol(durul)acak gibi görünüyor.

Söz konusu savaşın fitilini, Türkiye’nin Kuzey Irak’ta savunma hakkını kullanırken karşı karşıya geleceği gücün parçalı olması ateşleyebilir. Rusya ve İran’ın, ABD ve İsrail’in Kuzey Irak konusunda aynı görüşte olmaları ne kadar muhtemelse, Türkiye açısından Kuzey Irak’ta TSK müdahalesine ihtiyaç duyan herhangi bir menfaat ihlali yaşanmaması da o kadar muhtemeldir.

Savaşlar Nasıl Bir Dönüşüme Sebep Olur?

Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ile birlikte düşünüldüğünde İttihat ve Terakki’yi içe kapalı,  otoriter, yabancı firma ve ürünler ile diğer ekonomik unsurlardan uzak bir ekonomik model kurmaya zorladı.

Elbette sadece ekonomik değil siyasi atmosfer de diyalogdan monoloğa dönüşmüştü. Adli ve idari süreçler savaşın da etkisiyle gittikçe baskıcı bir nitelik kazandı. Uluslararası referanslar değerini yitirdi. İttihat ve Terakki’nin ilk dönemlerine ilişkin basın özgürlüğü, hukuk devleti, iktisadi serbesti gibi siyasi ve ekonomik liberalizasyon sürecinin unsurları bütünüyle rafa kalktı. Aynı savaş sadece Osmanlı’yı değil Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Rus İmparatorluğu’nu da sona erdirmiş oldu.

II. Dünya Savaşı, Dünya’nın daha hazırlıklı bir endüstriyle savaştığı fakat çelişik biçimde yine otoriter siyasi ve iktisadi yapılanmalarla devam edip sonuçlanan tarihsel bir aşamaydı.

Türkiye’de her iki büyük savaş döneminde de hem spekülasyon, hem kıtlık hem de aşırı regülasyon ve vergileme tecrübeleri yaşanmıştır. Sonuçta savaş, ülke ekonomilerini hızlı fakat kökten değiştirmekte, otoriteryenizm bir tavır olarak ekonomik modelin üzerinde savaş sonrasında da gölgesini hissettirmeye devam etmektedir.

Bugünün Dünyası’nda Türkiye ekonomisi dış açığa dayalı ve uluslararası piyasalardan borçlanan finansman modelini takip etmektedir. Hem reel hem de mali alan, uluslararası pazarın zorunlu etkisi altındadır. Olası savaş senaryolarında mali alanın risklere açık konumunu dikkate almak gerekecektir.

Bu konuya devam edelim.