Kriz, Firmalar Açısından Yeni İhtiyaçlar Doğuracak…

İhtiyaçlar...Şirketlerin finansal kuruluşlarla ilişkileri gerginleştiği için kamuoyunda şikayetler arttı. İş alemi, ekonominin istikrar dönemlerinde peşinden koşan bankalar ve diğer finansal kuruluşların krizde kendilerine kolaylık göstermediğini, bankalar da koşulların değişmesi ile geçmişteki kredi şartlarının geçerli olamayacağını belirtiyorlar. Durum, fıkradaki gibi, iki tarafı da haklı bulan Nasreddin Hoca’nın, ‘Kadı efendi iki taraf da haklı olur mu?’ diye itiraz eden üçüncü kişiye, ‘sen de haklısın’ demesine benziyor.

Firmaların kendi aralarındaki ilişkilerinde de aynı şartlar geçerli. Her şirket, alacağının tamamını tahsil etmek ama ödemelerinin bir bölümünü ertelemek veya ödemeden kaçınmak istiyor. Özellikle belirli bir coğrafi bölgede, birbirleriyle alış-veriş yapan sanayi kuruluşları bakımından, maalesef böyle bir isteğin gerçekleşmesi mümkün değil.

Daha önce bu konudan uzun uzun bahsetmiştim ama yeniden ihtiyaç doğduğu için tekrar yazıyorum: Bir firmanın borcu diğerinin alacağı olduğu için, burada asıl olan finansal değil reel bir bakış açısı geliştirmek olmalı. Yani firmalar birbirlerinin siparişlerinin, satışlarının, kapasitelerinin gözlemcisi olmak zorunda. Eğer, iş devam ediyorsa finansal sorunlar orta ve uzun vadede çözüme kavuşabilir. İşlerimizin devamını sağlayabilmek, anlayışlı olmanın ötesinde, uzun vadede hem kazancımızı hem de güvenilirliğimizi artırabilir.

Bu noktada, bazı hizmet kollarında krizle ilgili yapılacak yeni çalışmaları görmeye ihtiyaç duyulacak. Reel ve nakit akımlarını dengeleyemeyen işletmeciler, gerçeği algılamakta gecikirse, hukuki ve mali yaptırımlarla karşı karşıya gelebilecek.

Hukuki bakımdan, iflas, konkordato, iflasın ertelenmesi çözümlerinin ya da bunlardan kaçınma yollarının araştırılması, mali hizmetlerde de, reel akımla finansal akım dengelerinin kurulması çalışmaları itibar görmeli.

Ekonomik konjonktürün değişim dinamiğini erken algılamak, krize hazırlıklı girmenin gerçek formülü idi. Bunu yapamayanlar bakımından ise daha pratik çözümleri hayata geçirmenin zamanı geldi.

Firmalara bu alanlarda hizmet veren kişi ve kuruluşların sunduğu çözüm yolları birkaç bilinen formülden ibaret değil. Sektöre, bölgeye, şirket sahiplerine, firmanın tedarik zincirindeki önem derecesine göre değişebilmeli. Burada tek bir doğru bulunduğunu söylemek, en hafif tabirle ‘iş bilmezlik’ olur.

Firmaların, kriz çözümleri ile ilgili önerilere sıcak bakma ihtimali elbette kuvvetli. Finansal kuruluşlardan, serbest meslek erbabından veya sosyal çevreden gelen önerilerin ‘gerçekçi ve tutarlı’ olmasına dikkat etmek ise işletme sahipleri için ciddi bir sorumluluk. Türkiye şartlarında faaliyet gösteren işletmelerin ‘terzi işi’ çözümlere odaklanması ise en kritik değer.