“Köşenin kısası makbuldür. Yazının güzeli hiç yazılmayanıdır”

Öfkeyle kalkan zararla oturur.Sayın Başbakanımızın önerisine uyarak köşe yazılarımızı kısa tutmaya çalışıyoruz. Hiç yazmayalım diyeceğim ama o da zor. Belki yavaş yavaş alışırız. Ama memleketin huzurunun bizim yazılarımızla bozulduğunu bilseydim vallahi yazmazdım. Sayın Başbakanım, bir de “yarım saatte bir köşe yazısı yazıyorlar” diye buyurmuşsunuz ki, hiç aklıma gelmemişti bundan sonra dakika da tutmam gerekecek. Nacizane bendeniz tam sayfa yazdığıma göre, herhalde istesem de yarım saatte tamamlayamadığım tahmin ediliyordur. Ama, “Bunlar!” yarım saatte huzuru kaçırdığına göre, biraz daha yavaş yazsalar kimbilir neler olur değil mi? Onu da düşünmek lazım.

Bugünlerde ekonomi ile ilgili gündemde, Türkiye’nin kredi notunun artırılması konusu var. Şimdi, kredi notlarının krizden önce çok yüksek olduğunu bildiğimiz kuruluşların ardı ardına  iflas ettiğini hatırlatıp da huzuru bozmayalım. Türkiye üst üste kaç yıl büyüdüğü halde kredi notu artırılmazken, kriz nedeniyle bütün göstergeleri geri gittiği bir sırada not artırılması düşündürücü desem, bu defa da “Efendim siz de hiçbir şeyden mutlu olmuyorsunuz; bir defa da öküzün altında buzağı aramayın kardeşim” diyecekler ki, haklılar.

“İki kitap okuyup köşe yazısı yazmaya başlayan kifayetsiz mühterislerden çektiği nedir bu memleketin yahu.”

Sayın Başbakanım, bu yazıya başlamadan az önce Türkiye İstatistik Kurumu’ndan bir bilgi aldım; ekonominin 2009 yılının ilk dokuz ayında %8,4 oranında küçüldüğünü belirtiyordu. Gerçi yayınlanacağını biliyordum önceden ama unutmaya çalışıyordum. Aklıma hemen başbakanımızın uyarısı geliyor ve “şimdi birlik beraberlik zamanı. Ekonominin küçüldüğünü cümle alem zaten biliyor, bir de köşe yazısında ayrıca yazıp-yorumlamamnın ne alemi var” diye düşünüyorum.

Bu konuyu es geçelim en iyisi.

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla Sonuçları  
 

 

Gelişme hızı

             
 

 

%

             

Dönem

             
2008

Yıllık

0.9

             
2009

I*

-14.7

             
2009

II*

-7.9

             
2009

III 

-3.3

             
2009 

9 aylık

-8.4

             
* : İlgili dönemlerde güncelleme yapılmıştır.

Kaynak: TÜİK

Kapasite kullanım oranı maalesef düşmüş, ama sanayi üretiminin arttığı anlaşılıyor. “Kapasite kullanım oranları sanayi üretim istatistiklerine göre bir ay sonrasını gösteriyor, sanayi üretimindeki artış Ekim, kapasite kullanımı Kasım ayının rakamları olduğuna göre, kapasite kullanımı imalat sanayindeki eğilimleri daha iyi temsil eder” desek, yazı uzar vatandaşı gereksiz yere rahatsız ederiz. Öyleyse bunu da geçelim.

İmalat Sanayi Aylık Kapasite Kullanım Oranı

Kaynak: TÜİK

Geçtiğimiz günlerde “yoksulluk araştırması” adı altında bir araştırma yayınlandı. Vatandaşlarımızın huzuru konusundaki hassasiyetim üst düzeyde olmasa, aslında bu araştırmadan bahsedecektim. Bir de baktım ki, araştırmaya göre “yoksulluk azalıyor”muş… Yine bir devlet kurumu tarafından yapılan araştırmaya göre, 2002 yılından bu yana çeşitli kategorilere göre vatandaşlarımızın yoksulluk sınırlarına dahil olma derecesi düşüyormuş. Ne güzel! Fakat araştırmanın dikkatimi çeken birkaç parametresi iyiden iyiye kafama takıldı. Onlardan bahsetmeden edemeyeceğim. Ne de olsa serde köşe yazarlığı var.

Örneğin hesaplama yapılırken kullanılan değişkenlerden biri açlık diğeri ise yoksulluk sınırı. Dolayısıyla hesaplanan açlık ve yoksulluk rakamları, bu sınırlara bağlı. Araştırmada dört kişilik bir ailenin açlık sınırı aylık 275 TL; yoksulluk sınırı ise -yine dört kişlik bir aile için- 767 TL olarak tahmin edilmiş.

Sayın Başbakanım sizce de bu sınırlar bir parça düşük hesaplanmamış mı? Bu sınırlara göre ortaya konulan yoksulluk araştırmasının sonuçları sizce de yanıltıcı olmaz mı?

Neyse ki, bizim ekonomi yazarlarımızın pek çoğu için, yoksulluk araştırması gibi konular ilgi çekici değil. Döviz, faiz, endeks gibi insanımız için elzem konular(!) varken yoksulluk araştırmasına vakit ayıramıyorlar.

Yine aynı araştırmanın dipnotlarında, her okuyucunun dikkatini çekmeyebilecek bir başka ayrıntı var. Mesela satın alma gücü hesaplanırken, 2008 yılı için dolar kuru 0,983 olarak kullanılmış. Dolar cinsinden hesaplanacak gelirleri yüksek gösteren bu uygulamanın acaba araştırma sonuçlarına etkisi ne düzeyde.

Allah müstehakkımı versin, istemeden merak ettim!

Yoksulluk sınırı yöntemlerine göre fert yoksulluk oranları, 2002–2008

Yoksulluk sınırı yöntemlerine göre fert yoksulluk oranları

(1)  Satınalma gücü paritesine göre 1 $’ın karşılığı olarak 2002 yılı için 618 281 TL; 2003 yılı için 732 480  TL;

2004 yılı için 780 121 TL, 2005 yılı için 0.830 YTL,  2006 yılı için 0.921 YTL,  2007 yılı için  0.926 YTL  ve

2008 yılı için ise 0.983 kullanılmıştır.

(2) Eşdeğer fert başına tüketim harcaması medyan değerinin %50’si esas alınmıştır.

(*) Yeni nüfus projeksiyonlarına göre revize edilmiştir.

Kaynak: TÜİK

Sayın Başbakanım;

Bir istirhamım olacak. Bizim gibi, böyle rakamları internetten kesip kopyalayıp yazı yazanlar pek yok ama yine de arada istisnalar vardır. Köşe yazarları bu rakamlar yerine daha bol fotoğraf kullansalar. Ama öyle ekonomi ile ilgili fotoğraflar değil. Benim önerim, mesela RTÜK’den uyarı alan kanal, cezaya konu programın gün ve saatinde belgesel yayınlıyor ya, onlardan.

Diyelim ki, bir ekonomi yazarı, akşam yemek yediği yeri yazdı, fotoğrafını kullandı. Tatile gittiği ülkedeki taksicinin Türkiye’nin ne kadar güçlü bir ülke olduğuna dair beyanlarını sütununa aktardı. Başka bir gün, dedi ki “hükümet şu gelir dağılımı konusunda hiçbir adım atmıyor”. Veya “kriz teğet geçti dediler ama hiç de öyle değilmiş Türkiye ilk üç çeyrekte %8,4 oranında küçülerek pek çok ülkeden daha çok zarar gördü”. Diyelim ki böyle bir huzur bozucu beyanda bulunan köşe yazarına ceza verilerek sütununda her köşesi cennet vatanımızdan dağ, göl, deniz manzaraları konularak haddi bildirilse…

Sizce de güzel olmaz mı?

Görüyorsun ya ey okur, ben alternatif yazı formatlarını hazırlamaya başladım bile. Ama hayalim giderek tatsızlaşan bu ortamda hiç köşe yazısı yazmayıp, memleketin huzurunu bozmamak. Kitap için söz veremem.

“Köşenin kısası makbuldür. Yazının güzeli hiç yazılmayanıdır”” hakkında 5 yorum

  1. Köşenin kısası, yazının yazılmayanı ise makbul olan, görevin ifa edilmeyeni, sınavın geçilmeyeni, borcun ödenmeyeni, paranın harcanmayanı, ve ülkenin de yaşanmayanı mı makbul Sayın Başbakanım ve hatta açılımın açılmayanı… demek geldi içimden.

  2. Demokrasihür iradenin her şartta düşünce ve fkirlerini beyan etmeyi hak olarak vermiştir.Düşünceden korkmak insandan korkmakla eş değer olup insan unsuruna saygı göstermemektir.Kendine saygısı olmayanın başka bir kişiye saygı göstermesini beklemek elma ağacının altında armut beklemek gibi bişey sanırım.Bu ülke yıllardır düşüncelerin rahatça konuşulmamasından sıkıntı çekti.Hoş demokrasilerde verilen düşünce özgürlüğü çerçevesinde olmadık asparagas düşünceleri açıklamak ve teşhir etmek te ayrı bir konudur.Sizin yazınızda yazdığınız gibi farklı düşünceleri kabullenmek kolay değildir bu nedenle en ufak yazıda kendisine ters düşen bir konu olduğunda feveran edilmekte ve hazmedilmemektedir.İşte eleştiri ve öz eleştiri meknaızmasının çalışmamasının yol açtığı enaniyet olgusu olarak karşımıza çıkmaktadır.Ülkemiz ekonomik krizde sizinde dediğiniz gibi % 8,5 küçülmüş ve krizin teğet geçtiğinden bahsedilmiştir.Kredi notunun bu ortamda artması ileriye dönük olarak verilen bir payedir.Bunun sonunda yine ülkemizden bir şeyler istenecektir.Hoş bu kredi notunu veren kredilendirme kuruluşların denetim elemanlarının ne kadar iyi çalıştığı krizin amerikada değilde bütün dünyaya yayılmasından da bellidir.Ortada bir hesap var ve oda cari dengelerin oluşması cari dengeler şu konumda nasıldır.Alacaklar:borçmudur yoksa borç bakiyesi mi vermektedir.Bu durumda borç bakiyesi verdiğine göre ekonomik tablonunne kadar iyi olup olmadığı hakkında bakkal hesabı ile de görebiliriz.Siz bildiğiniz doğruları yazın hocam yazmazsanız kendinize ihanet edersiniz bilgi ve birikinizi başkaları ile paylaşmak çok güzel bir duygu olması gerek.Size kolay gelsin selamlar.

  3. Şerafettin Bey; Voltaire’in ünlü sözünü bilirsiniz: “görüşlerinize katılmıyorum ama onları rahatça ifade edebilmeniz için ölmeye hazırım” diyor. Demokrasinin en önemli unsurlarından bir olan ifade özgürlüğünün sınırlarını bence bu sözle çizmek gerekir. Bize de farklı görüşlere yasalar çerçevesinde hoşgörü ile bakmak yakışır.

  4. Uğur bey;Haklısınız zaten doğru göreceli kavram değilmidir? size doğru olan bana yanlış gelebilir. Doğru tek olsaydı dünyanın bütün yönetim şekilleri aynı olurdu.Herşeyin bir kuralı olduğu gibi demokrasinin de kuralı vardır.Her düşünce rahatlıkla savunulur ama belli kriterler çerçevesinde demokrasi demek abuk sabuk konuşmak değildir.

Yorumlar kapalı.