Kırılganlık Vurgusu Artıyor…


imf
IMF’nin son günlerde gündeme oturan raporu tartışılıyor. Raporda, Dünya ekonomisi ile ilgili bir çok tahmin ve varsayımın dışında, Türkiye özelinde revizyonlar var. Genel olarak gelişen ülkelerin parasal genişleme sonrasındaki iktisadi modeli ve etkileri sıralanmış. Türkiye’ye olan vurgu, “taşma” etkisinin ekonomi üzerinde yaratacağı olası sorunlar. Uzun süredir piyasalar tarafından kollanan ve fiyatlanan bir olguydu. Gelişmiş ekonomilerdeki zincirleme finansal geri çekilmenin, gelişen ülkelere olan negatif etkileri, ‘taşma’ terimi ile ifade edilmiş.

Enflasyon ve cari açık…

Rapor yankı bulduğu için tespitlerine yer vermek gerekecek. IMF’nin Türkiye ekonomisi için öne sürdüğü güncel problemler ‘fiyat istikrarsızlığı ve dış açık’. Akut sorunların çözümü için ise yapısal reformlara gönderme yapılmış. Enflasyon, yapısallaşmaya başladığı şeklinde bir izlenim vermeye başladıkça bu tür eleştirilere hazırlıklı olmak gerekir. IMF’nin kur, faiz ve tüketimin kısılması dışındaki tavsiyeleri uzun vadeli çözümleri içeriyor.

Kırılganlık mı ? Edilgenlik mi ?

Son bir yıldır telaffuz edilen kırılganlık tabirinin ana ölçüsü, “dış ödeme güçlüklerine düşme ihtimali”. IMF’nin uzmanlık alanı sayılabilecek, “uluslararası alacaklıları koruma önlemlerini ulusal hükümet politikası olarak kabul ettirme” becerisi bir süredir ortaya çıkamamıştı. Küresel ekonomik krizden sonra uluslarüstü ekonomik kuruluşların itibarı sarsıldı. Türkiye bakımından borçların geri ödenmiş olması önemli bir avantaj.

Dış ekonomik şartlara tabi olma durumu, Türkiye ekonomisinin döviz ihtiyacından kaynaklanıyor. Bu bakımdan kırılganlıktan çok ‘edilgenlik’ daha uygun bir deyiş olabilir. Yıllar itibariyle, istisnasız olarak Dünya ekonomik büyümesine, Dünya uluslararası yatırım miktarına bağlı olarak dış yatırım alıyoruz. Bir çok gelişmekte olan ülke gibi… Türkiye’nin enerji ithal etme zorunluluğu, bilinen bağımlılıkları edilgenliğe çeviren faktör olsa gerek.

Eğitimin üzerinde duruluyor…

Batı ekonomilerini yakınsama yarışına, aşağı yukarı yakın tarihlerde adım attığımız Hindistan, Çin, Güney Kore gibi ülkelerin Türkiye’ye göre daha tempolu büyüdükleri biliniyor. Bir çok başka etkenin yanında, eğitim sistemi arasındaki farklılıkların belirleyici olduğu düşünülebilir.

Türkiye ekonomisinin Dünya ekonomisi içerisindeki ağırlığı ile Türk vatandaşlarının eğitim seviyeleri arasında ciddi bir makas var. Öğrenciler arasında yapılan uluslararası testlerde, özellikle teknik eğitim ve temel bilimler alanlarında sorun görünüyor. Kısacası, mühendislik, matematik, biyoloji, kimya gibi konularda geride kalıyoruz. Eğitim eksikliği, firmaların Ar-Ge altyapılarını derinden etkiliyor. İmalat sanayi ve hizmet sektörünün alt dallarında ürün çeşitliliği ve yüksek katma değeri de bu nedenle sağlayamıyoruz.

Dolar beklenenden önce hareketlenebilir…

Amerikan ekonomisinden gelen son büyüme rakamları yukarıda bahsedilen taşma etkisini öne alacak cinsten.‘ 2014’ün ikinci yarısında, Türkiye ekonomisi ilk yarıda sağlanan %4’lük büyüme performansına hazırlıklı değil ‘ demiştik. Dış piyasada likiditenin geri çekileceği projeksiyonu yapılırken, eş zamanlı olarak içeride reel kesim güveni erozyona uğradı. Fon girişi ihtiyacının arttığı bir dönemde ABD ekonomisinin canlanması, Dolar kurunu beklendiği gibi Ekim’de değil, sonbahardan önce bile yukarı çekebilir.