Keynes’ten Galbraith’e, Oradan Acemoğlu-Robinson İkilisine

İktisat politikalarının eleştirisinde popüler olan iki isim Robinson ve Acemoğlu ikilisi. Liberal değerlere sahip olup piyasa ekonomisinin işleyiş sorunlarına ilişkin eleştiri getirebilen biri Türk kökenli bu iki yazarın zamanla olgunlaşan tavrında, Galbraith’in 50-60 yıl öncesine, Keynes’in de 85-90 yıl öncesine ait eleştiri atmosferi yaratma becerisini gördüm diyebilirim.

Galbraith bir süre ABD adına büyükelçilik yapmış Kanada kökenli bir Amerikalı. Profesör J.K. Galbraith’in Eski Kurumsalcı Okul’a dahil iktisatçılar arasındaki adının sık anılır olması yönetimlerde doğrudan rol almasından kaynaklanıyor olabilir. Hiçbir zaman ezberlerle hareket etmeyen, büyük şirketlerin yol açtığı tekelleşme eğilimini, sendikaların beklenmeyen etkilerini sistemin içinden eleştiren, ülkelerin kendilerine özgü ekonomik politikalar oluşturmaları gerektiğini söyleyen bir isim.

Keynes’i iktisatla ilgilenen herkes biliyor zaten. J.Maynard Keynes de ‘her arz kendi talebini yaratır’, ‘piyasaya herhangi bir şekilde müdahale edilmediği takdirde ekonomik denge kendiliğinden sağlanır’ ezberlerini yıkan bir İngiliz iktisatçı. Liberal değerlerle çatışmadan,  piyasa ekonomisini revize ederek  ‘içeriden’ eleştiren iktisatçıların başında yer alıyor.

Keynes ve Galbraith’le, Robinson ve Acemoğlu’nun ortak özellikleri  iktisadi analizlerin içine sosyal, psikolojik ve yerel şartları çok iyi angaje edip bunlardan sadece eleştirel değil çözüme yönelik de sonuç çıkarabilmeleri.

Keynes de Galbraith de yeterince şöhretle ödüllendirildikleri kadar fikirlerinin uygulama sahasında karşılık bulmasıyla da onurlandırıldılar.

Daron Acemoğlu ve James A. Robinson ikilisinin ileride Ekonomi Nobeli ile ödüllendirilmeleri kuvvetli olasılık. Zira, özellikle Acemoğlu, Nobel’den önce alınan bütün ödülleri almış görünüyor.

Finansal Kapitalizm ve Tekelleşme Eleştirisi

İkilinin son çalışması olan Dar Koridorun sonunda uzun süredir devam eden finansal piyasa kaynaklı krizlerin yapısal nedenleri üzerinde durulmuş.

Finansal piyasaların türev ürünlerin de etkisiyle lobicilik faaliyetlerini nasıl ele geçirdiği, sektörün milli gelir içinde payının nasıl arttığı,  krizlerden nasıl daha da güçlenerek çıktığı kısa ve öz biçimde anlatılmış. Keza, bankacılık faaliyetlerindeki şirket satın almalarının özellikle 2008 krizi sonrasında piyasalarda maddi yoğunlaşma (yazarlar buna konsantrasyon adını veriyor) bir başka deyimle tröstleşme etkisi yarattığı anlatılmış. Bu sektördeki verimliliğin azaldığı, tüketicinin korunması için gerekli adımlar atılmadığı için sektörün güçlenmesiyle birlikte regülasyon olanaklarının giderek azaldığı yine özet bir biçimde anlatılmış.

‘Dar Koridor’un bir de dijital ekonomi ile ilgili ezber bozan değerlendirmesi var:

‘Bilgisayar teknolojilerine dayalı sektörler işin doğası gereği tekelleşiyor. Çok verimli görülen bu sektörde de sanıldığı gibi verimliliğin sürekli arttığı bir dünya olmayabilir. Güçlenen dijital platformlar yaratıcı fikirlerle kurulan diğer benzerlerini satın alarak verimliliği absorbe ediyor olabilirler.’

Dünya ekonomisi; rezerv para, mali piyasalar ve dijital ekonomi ile özellikle COVİD-19 sonrası gelir dağılımı ve sosyal haklar konularında regülasyon seçeneklerini değerlendirerek ilerlemek zorunda.

Yakın tarihte sistem içerisinden gelen doğru eleştirilere kulak veren politika yapıcılar tarihe altın harflerle yazıldı. Öncü iktisatçıların görüşleri doğru okunmazsa ilerlemeyi sağlayan yukarıdaki dört konu, ‘mahşerin dört atlısı’ haline gelebilir.

Daron Acemoğlu