Gaz-Fren…

Ekonomik faaliyetlerin gidişatı kolay anlaşılsın diye yapılıyor bu benzetmeler.

Kimi zaman;

-‘Rekor büyüme’, ‘Türkiye ekonomisi ‘gaza bas’tı.

Aksi durumda;

-‘Frene basıldı’, ‘Krediler sıkılaştırılıyor’.

Sürekli araç veya yolla ilgili örnekler veriliyor. Düşük bir iktisadi profilden iyiye doğru gidişte, ‘tünelin ucunda ışık göründü’, ‘tekerlek dönmeye başladı’. Bazen yanıtlar da aynı örnekten hareketle ‘ışık göründü ama karşıdan bir araç geliyor da onun farı mı yoksa günışığı mı?’ şeklinde iğneleyici hale gelebiliyor.

Son zamanlarda ekonomi politikasında rol alan hükümet üyeleri de benzer örnekler aracılığıyla kamuoyuna ve bürokrasiye mesaj vermeyi sıklaştırdı. Mesela Ali Babacan; ‘Sisli bir yolda giden bir otobüste şoförün yavaş ve temkinli olması beklenir’ dedi. Ardından ekonomistlere ve çalışma arkadaşlarına yönelik olarak ‘yolcular, hızlan deseler bile…’ diye ekledi. Başbakan da katıldığı bir televizyon programında ekonomi yönetimindeki kabine üyelerinin zaman zaman görüş ayrılığı yaşayabildiklerini söyledi. Aslında sağlıklı olanı da herkesin aynı fikirde olmaması.

Benim de kullanmayı sevdiğim benzetme ise ‘ekonomi ısındı’ veya ‘soğutulması gerekiyor’ tarzındaki ısı ayarına dayalı olanlar. ‘Termostatik’ diyebileceğimiz bu yaklaşım, 2010 yılında gündeme gelen ve geldiği hızla tedavülden kalkan ‘mali kural’ fikrinin bir nevi örtülü uygulaması. Fakat ekonominin ısındığına veya soğuduğuna ilişkin kararı, termometre (mali kural) değil, yöneticilerin ‘mali algı’sı veriyor. Dolayısıyla yine araba örneğine dönüp, ekonomi ‘su kaynattı’ veya ‘yeterince soğudu’, hatta şimdiki gibi ‘suyu donmak üzere’ bile denilebilir.  Bazen ‘düdüklü tencere’ örneğindeki gibi, arada bir ‘gazını alıp’ yola devam edebilirsiniz.

Sürücü kursu mu yönetiyoruz, ekonomiyi mi ?

Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan ‘otobüs giderken el freni çekmek zararlıdır’ söylemi ile faiz indirimi ihtiyacının sinyalini verdi. Bu motorlu araç benzetmelerinin, vites gibi ‘hız ayarı’, ya da iyiden iyiye ileri gidip, diferansiyel, şanzıman gibi aktarma organları benzetmesiyle kredi politikalarına atıf yapan versiyonları da mevcuttur. Bir mahzuru da yok doğrusu. Özellikle ‘giden’ bir araç için… Bu konularda aklımda kalan en geçerli örnek, rahmetli Sadun Aren’in ‘bisikletten düşmemek için sürekli pedal çevirmek gerekir’ mealindeki sözleridir. Çünkü bu söz, bir ekonomide sürekli büyüme arzusunun neredeyse imkansız bir hayal olduğunu çok güzel anlatır.

Nobellik Modeller…

Benzetmeler aynı zamanda bir ekonomik sistemi basite indirgeyerek modellemek için yapıldığında bilimsel hale de geliyor. Yine aklımda kalan bir örnek, Paul Krugman’ın ‘kooperatif’ örneğiydi. Krizden sonra kıymetlendi ve Krugman’a tabii ki diğer çalışmaları ile birlikte ‘Ekonomi Nobeli’ni kazandırdı. Bu örnekte, resesyon ve depresyonu açıklamak isteyen yazar, bir grup çocuk sahibi ailenin dışarı çıkmadıkları akşamlarda diğerlerinin çocuklarına bakmaları konusunda anlaşmaları üzerinden veriliyordu. Evde kalınıp komşusunun ihtiyacı ile ilgilenen aileye kupon veriliyor, bir gece dışarıya çıktıklarında aynı haktan yararlanmaları için bu kuponu kullanmaları isteniyordu. Fakat bir süre sonra daha çok kupon biriktirmek isteyen aileler, dışarı çıkmayı tercih etmemeye başlıyorlar. Bu davranış yaygınlık kazanınca, kupon sahipliği cazip hale geliyor fakat talep düşüyor. Yani aileler giderek bu ihtiyacın karşılanmasından vazgeçmiş oluyorlar. Piyasaya uyarladığımızda iş hacmi azalıyor. Önce resesyon ve talep uyarılamaz ise depresyon kapıyı çalıyor.

Benzer yüzlerce örnek var. Özellikle Yeni Dünya’da, ana dalı ekonomi olmayıp, müfredatında ekonomi derslerine yer veren eğitim kurumlarındaki eğitim biçimi, gruplara ayrılan öğrencilerin deneysel ticaret uygulamalarıyla sağlanıyor. Hatta, ekonomi kitaplarının bazılarında, ders anlatılırken, öğrencilerin zihnindeki soyut iktisadi kavramları, hangi araç-gereç ve eşyalarla göz önüne getirebilecekleri, somutlaştırabilecekleri anlatılıyor. İktisat eğitiminde model veya örnek kullanımının yaygınlaşacağı anlaşılıyor.