Faiz düştü mü ? Düşmedi mi ?

Faiz düştü mü ? Düşmedi mi ?

Merkez Bankası  repo faizini %5,75 ‘den %5,5 ‘a çekti . Repo faizinin diğer adı ‘politika faizi’. Piyasanın ve politikanın takip ettiği faiz oranı da alışılageldiği gibi işte bu repo faiz oranları. Bir buçuk yıldır, daralan bant, üst sınır, alt sınır derken,  ekonomiyi takip edenlerin kafası karıştığı için, farklı faiz hadlerinden gelen işaretleri de doğru yorumlamak bir ihtiyaç oldu artık.  Merkez, politika faizini düşürdü ama ‘borçlanma’ ve ‘fonlama’ faiz oranlarına dokunmadı. Yani, ‘bir işaret olarak faiz haddinin düşüş beklentisini karşılamayı uygun buluyorum’ diyor.  Ancak, ‘bankalararası borçlanma ve fonlama maliyetini sabit tutarak, kredi genişlemesine izin vermeyeceğini’  ekliyor.

Özelleştirme…
Otoyolların, köprülerin özelleştirilmesi ile ilgili gündem, kadim bir tartışmayı su yüzüne çıkarmalıydı, olmadı. Türkiye’de özelleştirme, genel amacı unutularak üzerinden siyasi algı üretilen salt bir ‘el değiştirme’ gibi görülüyor hala. Unutulmasında sakınca olan, özelleştirme fikrinin ‘neden’ ortaya çıktığı. İşletmelerin, imtiyazların, hakların satılmasının, özel sektöre devredilmesinin nedeni ‘ daha etkin ve verimli bir ekonomik atmosferi’ sağlamak. Verimli olmayan işletmelerin özel sektöre devri ile işletmeyi ve genel olarak ekonomiyi piyasa koşullarına uygun hale getirmek.

Özelleştirmeye yukarıdaki pencereden baktığınızda, her kamu işletmesinin satılması gerekmediği gibi, devletin işlettiği hiçbir teşebbüsü elden çıkarmayacağı anlamı da çıkmıyor. Bazı iktisadi devlet teşekküllerinin özelleştirilmesi etkin bir ekonominin varlığına hizmet edebilir. Bazı hakların ve imtiyazların devredilmesi de özel sektörün elinde daha değerli varlıkların üretilmesini mümkün kılabilir. Anlayacağınız bu işin genel bir doğrusu yok. Varsa da bugün Türkiye’de tartışıldığı şekilde bulunamaz bu doğru.

‘Özel sektörün rahatlıkla karlı şekilde işletebileceği firmayı özelleştirmeden kaçınmanın alemi yok’ demiştik. Köprüler, otoyollar gibi işletilmesi kamu için ek yük getirmeyen, hatta işletme büyüklüğü itibariyle ancak kamunun işletmesi mümkün olan işlerin devri, geleceğin nakit getirisini iskonto ederek bugün elde etmenin dışında hiçbir iktisadi ortam farklılığı yaratmaz mesela. Sözkonusu yolları özel sektör inşa etseydi , aksini düşünenleri haklı görebilirdik. Tersinden söylersek, bugün kamuya yüklü bir nakit girişi sağlamak, gelecekteki gelirlerden vazgeçmek anlamına da gelir.

Rüstem Paşa…
Muhteşem Yüzyıl dizisinde Mirahur (ahırlardan sorumlu ya da şimdiki garaj amiri gibi düşünelim) rolünde görülen Rüstem Paşa’nın özelleştirmeyle ne alakası var? diyeceksiniz. Var.  Kendisi Enderun’dan yetişme ve finansal becerileri ile öne çıkmış bir Paşa’dır. O günlerde pek makbul tutulmasının belki de bir sebebi , Osmanlı arazisinin vergi gelirlerini devlet olarak toplamak yerine, araziden vergi toplama hakkını mültezimlere devredip, devlete önemli bir peşin nakit sağlamasıdır (Mihrimah’ın olası etkisini konumuz itibariyle dışarıda bırakıyorum) . Bu konudaki yazılı kaynakların sınırlı olduğunu bilgilerin güvenilirliği bakımından not düşelim.

Yanlış anlaşılmasın, iltizam usulü Rüstem Paşa’nın kamu yönetimine kazandırdığı bir yöntem değil. Osmanlı’dan da önce, Bizans’ta bile farklı isimlerle uygulanan vergilendirme usullerinden. Rüstem Paşa’nın görev yaptığı dönemde artık sınırlarına ulaşan Osmanlı için avantaj olan iltizam, sonraki dönemlerde devletin zaafiyetine yol açan bir unsur haline gelmiştir. Demek ki; Ekonomide bir yöntem belirli bir zaman ve zeminde doğruyken , başka bir konjonktürde zarar verici hale gelebiliyor.