Enflasyonda ‘Olağan Şüpheliler’…

Faiz tartışmasının ardından Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın Bakanlar Kurulu’na yaptığı sunum gündemde yer tutuyor. Sunumun ertesinde Bakanlar Kurulu Sözcüsü Bülent Arınç Merkez Bankası’nın bağımsızlığının önemini bir de Bakanlar Kurulu adına tescil atmak istedi. Fakat Mayıs ayı enflasyon rakamları TÜFE için %9,66 olarak açıklanınca, enflasyon tartışması yeniden başladı. İşin gerçeği %10’a dayanan bir enflasyon, yıllık %5’lik hedefe göre bir ‘sapma’ değil ‘hedefi terk etme’ olarak algılanmalı.
Sivri biber ve domates…
En yüksek fiyat artışlarında her zaman listenin başında bir meyve-sebze bulunur. Basın da vatandaş da biraz dalgasını geçtikten sonra bir başka ayın zam şampiyonu salatalık oluncaya kadar petrol fiyatlarıyla idare edilir. Bu defa gıda fiyatlarında gerçekten bir tırmanış var. Örneğin gıda fiyatlarında 12 aylık tüketici enflasyonu %14,11. Yani tüketiciye yansımamış yaklaşık %4 oranında bir maliyet baskısı ortada duruyor. Benzer bir fark ulaştırma maliyetlerinde de (%13,11) görülüyor.
Gıda grubunun etkisi niye yüksek?
İşlenmemiş gıda fiyatlarındaki artışlar Türkiye’deki enflasyonu yüksek oranda etkiliyor. Çünkü Türkiye’de hanehalkının harcama kalıpları içerisinde gıda harcamaları %25’lik bir yer tutuyor. Bu nedenle gıda fiyatlarındaki artışlar gelişmiş ekonomilere göre ekonomiyi yönetenlerin kabusu haline gelebiliyor.
Cari açıkta ve kredi artışlarında azalma görülüyor…
Söze Merkez Bankası’nın sunumu ile başlamıştık. Sözkonusu sunumda cari açıktaki düşüşün altı kalınca çizilmiş. Nitekim Nisan ayı ihracatı %7,9 artarken, aynı ayın ithalatında %9,5 azalma görülüyor. Reel Döviz Kuru 2013 Eylül ayı ile aynı seviyeye gelmişken, dış açığın bu kadar keskin düşüşü ancak özel sektörün sert freni ile mümkün olabilir. Finansal kesim dışındaki firmaların döviz varlık ve yükümlülükleri izlendiğinde, sert fren izlerinin dış kaynak teminine yansıdığı anlaşılıyor.  Döviz varlığıyla borcu karşılaştırıldığında 2013’ün Aralık ayında -174 Milyar Dolar olan net döviz pozisyonu, son açıklanan ayı yani 2014’ün Mart ayını içerdiğinde 166 Milyar Dolar’a gerilemiş.
Rezerv kullanımında sorun olur mu?
Merkez Bankası döviz atağına karşı geliştirdiği enstrümanların yanısıra, rezervlerinden de bir kısmını eritmek durumunda kalmıştı. Cari açık düştüğü için döviz talebindeki anomali süreklilik kazanmadı. Yine de sert bir döviz atağı ile karşılaşmamak için reel sektörün kısa vadeli net döviz pozisyonuna göz atmak gerekiyor.  Manzara fena değil. Özel sektör belki de borçlanamadığı için 2013 sonu itibariyle -17,6 Milyar Dolar olan pozisyonunu, – 9,4 Milyar Dolar’a kadar geri çekmiş durumda.
Rekabet gücü gerilemeye başladı…
Reel kur rakamları ilginç bir konuya daha dikkat çekebilir. Bugün açıklanan ithalat rakamları, eski kura göre verilmiş dış alım kararlarının etkisinden oluşuyor. Aynı şekilde ihracat da daha rekabetçi bir kur seviyesinden yapılmış kontratların yansıması.  Dış ticaret kura uyum gösterdikçe, cari açıktaki düşüş yumuşayacak.
Fiyatlar geriye doğru esnek değil…

Mevcut enflasyonun bir bölümü döviz kurundaki sıçrama kaynaklı idi. Bazı ürünlerde dövizdeki fiyat geçişlerinin sürdüğü yazılıp çiziliyor. Enflasyon sarmalına girilen bir ekonomide olanlar bizde de oluyor. Döviz kaynaklı sıçrama sonrasında, döviz kuru geriye geldiğinde bile fiyatlar seviye kaybetmiyor. Kredi genişlemesindeki gerileme fiyat istikrarı konusunda piyasalar üzerinde terbiye edici olabilir. Genişleyen kredilerin içinde tüketicinin kullandığı oran gittikçe azaldığına göre, özel kesimin yurt içi talebinde sürpriz bir artış beklemek mümkün görünmeyecektir.