Ekonomide Sebep-Sonuç İlişkileri Karmaşıklaştı

Türkiye ekonomisinde risk iştahının arttığı somut verilerle destekleniyor. Tüketici güveni ve Reel Kesim Güven Endeksi artmaya devam ediyor. Borsa endeksi ise rekor tazeliyor.

Avrupa Konseyi’nin Türkiye’yi siyasi izlemeye almış olmasına karşın Dolar kuru son dört ayın en düşük düzeyine geriliyor. Türkiye’nin Risk primi (CDS) düşüyor. Bu arada Merkez Bankası enflasyon endişesinin süregeldiğini kabul ederek Geç Likidite Penceresi faizini yarım puan artırıyor.

Türkiye’nin Batı ile siyasi ayrışmanın eşiğinde olduğu söylemine ekonomiden “şimdilik bizi ilgilendirmez” cevabı gelmiş gibi duruyor. Ama nasıl?

Tarafgir Bakış Açısı Sağlıklı Değil

Dünya ekonomisi uzun süredir reel ekonominin değil finansal piyasaların güdümü altında. En azından kısa vadede gelişmeleri mali piyasalar üzerinden okuyor ve bizlere de okutuyor.

Evetçilerin “İşte evet çıktı borsa yükseldi!” veya Hayırcıların “Körfez sermayesi Türkiye’deki politikaya destek veriyor!” cinsinden indirgemeleri ekonomiyi gerçekten anlamak için fazlasıyla yüzeysel yargılar.

Bu yargıların doğru ya da yanlış olmaları ayrı bir tartışma konusu olabilir ama ekonomide olanları anlamlandırmaya kâfi gelmedikleri aşikâr.

Fransa’da Seçimler

Le Pen’in beklenen başarısı gerçekleşmeyince Avrupa’daki ana akım siyasetin geneli için bir umut ışığı doğdu. Merkezdeki ‘piyasa dostu’ siyasetin AB’nin geleceğine ilişkin kâbus senaryolarını Almanya’daki ve İngiltere’deki erken seçimlere dek rafa kaldırabildiğini gördük. Avrupa Merkez Bankası belki de bir toparlanma işareti olarak faiz artırımına gitti. Dolar endeksi düşerken Euro’yu daha da güçlendirecek bir adımı atmaktan kaçınmadı.

Türkiye ekonomisindeki göreli iyileşmenin arkasında yerel güvenin artmasından çok Dünya ekonomisindeki gelişmelerin payı bulunuyor.

Kredi Garanti Fonu, Yeni Vergi Affı ve Kamu Altyapı Yatırımları

Bankalar Hazine kefaleti sayesinde KOBİ’leri kredilendirmede çok rahat bir dönem geçiriyor. Vergi indirimleri sürüyor ve yeni bir affın hazırlığıyla ilgili çalışmaların sürdüğü anlaşılıyor. Mevcut köprü, tünel, havalimanı yatırımlarına Çanakkale’de bir yenisi ve Şehir Hastaneleri ekleniyor. Piyasayı canlandıracağından şüphe bulunmayan bu harcama ve indirimlerin bütçeye getireceği yüklerle ilgili yerli ve yersiz endişeler var.

Yapılan harcamaların ve vergi indirimlerinin bütçe dengesini bozduğu eleştirisi: Bütçe dengesinin negatif yönde değiştiği açık. Ancak milli gelirin %3’üne tekabül eden bir açık, uluslararası referanslara göre normal karşılanıyor. Türkiye’nin halihazırda %1,5-%2 aralığında bulunduğu göz önünde bulundurulduğunda şimdilik bu bakımdan sorun görünmüyor.

Sıkça gündeme gelen vergi aflarının mükelleflerin vergi ödeme davranışlarını bozduğu yönündeki eleştiri: Bu eleştiriye katılıyorum. Türkiye’de tahsilât oranını aşındıran ve sıkça gündeme gelen vergi afları veya taksitlendirmeleri, vergi ve diğer kamusal yükümlülükleri zamanında ödeyen mükellefleri cezalandırıyor. ÖTV ve KDV indirimleri ise nihai tüketiciyi desteklediği için iktisadi faaliyet hacmini destekliyor.

Yap-işlet-devret modeli ile yapılan bayındırlık projeleri sadece ihale aşamasında değil ihale yapıldıktan sonra da alınan kararlarla yüklenici firmaları hazinenin finansal güvence şemsiyesine dâhil etmişti.

Yatırımları güvence altına alan bu model ihale yapıldıktan sonraki aşamada en hafifinden rekabet eşitsizliği yaratmıştı. Sonrasında söz konusu projelerde bir gelir güvencesi de verildiği anlaşıldı.

Fizibilitenin doğru yapılmadığı anlaşılan projelerin mümkünse revizyonu değil ise aynı yöntemin yeni projelerde kullanılmaması gerekir. Bu haliyle yap-işlet-devret projelerinin yatırım aşamasında bugünkü vergi mükellefine bir yük getirmese de projeler sona erip işletmeye açıldığında kullanım bedeli ve garanti edilen gelirin hazineden karşılanması itibariyle bir yükümlülük yarattığı anlaşılıyor. İşletme süresi dolduğunda kamuya devredilecek yatırımların bugünkü getirisi ile gelecekteki getirisi arasındaki farka hazine garantisi eklendiğinde ortaya çıkacak yükümlülük seviyesi devlet açısından yüksek olabilecektir.

Kredi Garanti Fonu (KGF) son dönemde 113 Milyar TL’lik krediye kefil olarak 152 Bin işletmeye kredi sağlanmasına imkân vermiş. Bankacılık sistemini de rahatlatan bu kredilendirme usulü piyasayı rahatlatan bir başka uygulama. Hazineye bir yük değilse de bir yüklenim getiren KGF’nin geri dönüşleri çok iyi izlemesi gerekiyor.