Ekonomide Metafor Yağmuru

Merkez Bankası enflasyon hedefini %13’lere çıkarınca yine bir ‘ısınma’ benzetmesi gündeme girdi. Enflasyon Raporu‘ndan anlaşılan Türkiye’yle ilgili risk algısı (CDS-Risk Primi) arttıkça portföy hareketlerinin zayıflaması, fon teminini güçleştiriyor. Kurdaki artışın fiyatlar üzerindeki geçişkenliği de beklendiği gibi enflasyonu hareketlendirmiş bulunuyor.

Özellikle üretici fiyatlarındaki artış ve uluslararası piyasalardaki ticaret savaşının etkileri bir araya gelince fiyat istikrarının devamlılığı giderek zorlaşıyor. Kamu maliyesi, seçim öncesindeki rahatlığı ile sıkı para politikasının enflasyonla mücadele olanaklarını kısıtladı. Keza, özel tüketimin seviyesi fiyat artışlarının kontrolüne yardımcı olmuş görünmüyor. Seçim öncesinde kontrol edilen doğalgaz, tütün mamulleri, akaryakıt gibi ‘yönetilen fiyatlar’ın aynı seviyede kalmasında ise zorlanılıyor.

Metafora gelince…

Türkiye ekonomisinin büyüme trendi ne zaman potansiyel büyüme oranının üzerine çıksa ‘ekonominin aşırı ısındığı’ ile başlayıp genellikle ulaşım araçları ile ilgili örneklerle zenginleşen bir metafor yağmuru (meteor değil) medyayı süsler. ‘Motorun su kaynattığı’, ‘tünelin ucunun göründüğü’, ‘frenlerin tutmadığı’ söylenir-yazılır. Edebiyatta temsil ve remizlerin kullanılması konusunda bütün Doğu uygarlıkları gibi zengin bir birikime sahip olmamız bir yana iktisatçıların anladıklarını anlatma konusundaki çabalarını siyaseten de kolaylaştıran bir yoldur ‘metafor’.

Doları ‘ateş’, enflasyonu ‘ejderha’, rahatlama beklentisini ‘tünelin ucundaki ışık’ olarak gören alışılmış formların yanında Dünya Kupası sonrası kullanışlı olabilecek bir başka ‘temsil’ futbol olabilir.

Otoritelerin açıklamalarına bakılırsa futbol endüstrisi kabaca 10 Milyar TL borçlu. Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç‘un ilk incelemelerine göre kendi kulübü Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre ‘borca batık’ durumda. Diğer pek çok kulübün de aynı durumda olduğu belli.

Futbolda ürün ‘seyir keyfi’, müşteri de ‘izleyici’dir. İster TV başında izleyici ister stadyumda seyirci, futbolseverler açısından seyir keyfinin artması koşuluyla kulübün borca batık olması önemli değildir. Fakat sürekli yaşları ilerlemiş (pahalı ithalat) yabancı oyuncu transfer ederek fiyatları artırmak (enflasyon), bilançoyu büyütmek (borç ile büyüme) bir süre sonra sürdürülemez hâle geliyor. Uluslararası kriterler (finansal fair play) uluslararası müsabakalara katılmak için (risk primi) bilançonun düzeltilip (borçların ödenmesi) yerli oyuncu kaynaklarına yönelmeyi (özkaynak yönetimi)zorunlu kılıyor.

Alacaklarını tahsilde sorun gören yabancı yıldızlardan (portföy yatırımları) Türkiye Ligi yerine Çin, Katar, Suudi Arabistan gibi liglere geçişler artıyor. Dernek statüsündeki kulüplerin milyonlarca dolarlık bilançolarını çevirmek için oyuncu satmaları (küçülme) veya ödedikleri yüksek bonservis bedellerini (fiyat artışları) azaltmaları (dezenflasyon) gerekiyor. Kredi kullanan kulüplerin borç geri ödemelerinde sorun çıktığında borcu çevirmek için gerekli yeniden borçlanmaların maliyeti (faiz oranı) artıyor. Yöneticilerin öz kaynak takviyesi (kamu yardımları, teşvikler) ile bir süre nefes alan futbol kulüpleri, yeni yatırımlar için ancak gelir temlikleri (yap-işlet-devret) ya da satışlarla (özelleştirme) kaynak temin edebiliyor.

Futbol izleyicisinin (tüketici) ‘beni ilgilendirmez, ben dünya yıldızlarını izlemek istiyorum’ deme şansı var elbette ama maç biletlerindeki ya da TV aboneliklerindeki fiyat artışlarını karşılamak kaydıyla… Fiyatların maliyetleri karşılayacak seviyede yükselmesi sonucunda (yüksek enflasyon) izleyici de azalacağı için (tüketim) bu defa hem kulüp küçülmek zorunda kalacak (stagflasyon) hem de takımı tekrar en uygun seviyede yapılandırmanın (yapısal reform) maliyeti artacak demektir.

İşin doğrusu, futbolun bir süre üstün başarı ve sürekli yıldız transfer mantalitesini bir kenara bırakıp, altyapıdan yetiştireceği (tasarruf-yatırım) yerli oyuncuları oyunda değerlendirerek zamanı geldiğinde uluslararası liglere sunması (ihracat) gerekiyor. Futbolseverlerin de sadece seyirci değil aynı zamanda oyun kurucu olabilecekleri bilinciyle seyir zevkini (talep seviyesi) gelirleriyle uyumlaştırması (kaynak-harcama dengesi) ve sabırla özkaynak düzenine geçişi desteklemesi şart.

Bilmem anlatabiliyor muyum?