Ekonomide İki Farklı Türkiye

Gelir dağılımı iktisatçılar için “tatsız” bir konu haline geldi. Kimse yüzünü bölüşüme ilişkin gerçeklere çevirmiyordu, bir de baktık Amerika’da bu kriz nereden çıktı diye düşünenler çaktırmadan “aslında gelir dağılımı da önemli bir konu” diye konuşmaya başladı. Biz de bu sayfadan özellikle “kişisel gelir dağılımı” yani nüfus gruplarının gelirden aldıkları paylar itibariyle eşitsizliklerin boyutuna değindik.

Gerek gazetede gerekse iktisadivizyon.com sitesinde okuyucuların bölüşüm politikalarına gösterdiği ilgi oldukça sevindiriciydi. Sorun şu ki; Gelir dağılımına ilişkin görüş ve önerilerin önemli bir bölümü “bölüşüm sorunu”nun iktisat politikasının isteğe bağlı adeta fantastik ilgi alanlarından biri haline geldi.

Piyasa ekonomisinin sağlıklı bir şekilde “sürdürülebilir” bir yapıyı ortaya koyması aslında belirli oranda tüketicinin asgari bir gelir düzeyine sahip olması ile ilgili. Yine demokrasinin devamlılığı, gelir dilimleri arasındaki farklılıkların makul boyutlarda bulunması ile seçmen tercihleri arasındaki ilişkiyi defalarca kanıtlar nitelikte eğilimler gösteriyor.

Türkiye ekonomisi özelinde, kişisel ve fonksiyonel gelir dağılımının ötesinde, bir de bölgesel gelir farklılıkları konusunda eksikliklerimiz var. Konunun gündeme gelmesini sağlayan birinci faktör, “açılım tartışmaları” idi. Bugünlerde bölgesel katma değerler ve 2009 yılı bütçe gerçekleşmeleriyle ilgili tartışmalar, “bölgesel eşitsizlik” kavramını bir kez daha gündeme taşımalı. Aslında 2009 yılı içerisinde krize çözüm getirme amacını aşan avantajlar içeren teşvik düzenlemeleri kriz tartışmaları içinde harcanınca, işin bölgesel etkisizlikleri giderme kabiliyeti gölgede kaldı. Teşvik nedeniyle “vazgeçilen vergi gelirlerinin” kamu maliyesi üzerindeki etkisini tarafsız bir biçimde tartışmak, ekonomistlerin siyasete katkı yapabileceği alanlardan biriydi hâlbuki.

2009 YILI İLLER BAZINDA MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE GELİR ve GİDERLERİNİN KARŞILAŞTIRMASI (KÜMÜLÂTİF) (İLK 14)

Sıralama İLLER Gelir tahsilâtının ilin giderlerine oranı (%) ORTALAMADAN SAPMA (+/-)
1  Kocaeli 1120,61 1041,77
2  İstanbul 783,52 704,67
3  İzmir 359,16 280,32
4  Tekirdağ 237,58 158,74
5  Mersin 190,42 111,58
6  Bursa 178,71 99,87
7  Ankara 170,32 91,48
8  Antalya 135,45 56,61
9  Kırklareli 127,42 48,58
10  Hatay 119,87 41,03
11  Muğla 112,69 33,85
12  Zonguldak 108,20 29,36
13  Yalova 91,74 12,90
14  Manisa 82,31 3,47

 

Bu konuda ülke ekonomisi bakımından yazılıp-çizilecek birçok başlık olduğu gibi, Ege Bölgesi ve Manisa özelinde de vurgulanması gereken gerçekleri tespit etmeye çalışalım.

2009 YILI İLLER BAZINDA MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE GELİR ve GİDERLERİNİN KARŞILAŞTIRMASI (KÜMÜLÂTİF) (SON 15)

 

 

Sıralama İLLER Gelir tahsilâtının ilin giderlerine oranı (%) ORTALAMADAN SAPMA (+/-)
65  Diyarbakır 21,99 -56,85
66  Gümüşhane 20,73 -58,11
67  Kilis 20,38 -58,46
68  Kars 19,86 -58,98
69  Iğdır 18,60 -60,24
70  Mardin 18,52 -60,32
71  Ağrı 18,16 -60,68
72  Bayburt 17,51 -61,33
73  Ardahan 17,14 -61,70
74  Van 16,62 -62,22
75  Muş 15,75 -63,09
76  Siirt 15,00 -63,84
77  Bitlis 14,56 -64,28
78  Bingöl 13,45 -65,39
79  Şırnak 13,03 -65,81
80  Tunceli 9,96 -68,88
81  Hakkâri 3,30 -75,54
  ORTALAMA ORAN 78,84  

 

Özet tablolardan da görüleceği üzere, Türkiye’de ekonomik barışın sağlanması, üretim-tüketim dengesinin kurulması konusundaki genel sorunlar, doğal olarak kendisini kamu maliyesi üzerinde gösteriyor. Türkiye genelinde illerin kendi giderlerini karşılama oranı %78,8 iken, özellikle listenin son on beş ilinde görüldüğü üzere, toplanılan gelirin çok üzerinde kamu harcaması yapılan iller mevcut. Daha direkt söyleyelim, Türkiye’nin Manisa’nın da dâhil olduğu ilk on beş ili hariç diğer illerinin tamamında ortalama gelir/gider karşılama oranının altında bir mali yapı var.

Hatta daha ileriye gidip, ortalamayı değil de kendi ilinden elde edilen bütçe gelirleriyle, ilindeki giderleri karşılayabilen il sayısına bakarsanız, Türkiye genelinde bu sayı on ikiye iniyor.

İşin üretim cephesine göz atıldığında aslında vergi ve harcama konusundaki bu çarpıklığın nedenleri daha net anlaşılabiliyor.

 

Türkiye’nin yarınlara hazırlığında rehber alınması gereken birçok öğeyi kapsayan bu rakamlar bölgesel eşitsizliğin de tıpkı kişisel gelir dağılımı gibi makul boyutları çoktan aştığını gösteriyor. Katma değer üretimi ile vergi hâsılatı arasındaki ilişkinin bu düzeyde olması son derece normal.

Tabii ki bu tablodan kolaylıkla anlaşılacağı üzere, iktisadi faaliyetlerin kayıtlılık durumu ile ilgili varsayımların da çok yanlış olmadığı bir vaka.

Sıralama İLLER Toplam Tah. İçindeki Payı (%)
 1  İstanbul 37,65
2  Ankara 13,22
3  Kocaeli 10,81
4  İzmir 8,66
5  Bursa 1,90
6  Mersin 1,67
7  Antalya 1,29
8  Adana 0,80
9  Tekirdağ 0,79
10  Hatay 0,78
11  Konya 0,68
12  Kayseri 0,54
13  Muğla 0,52
14  Eskişehir 0,51
15  Samsun 0,50
16  Manisa 0,48

 

Gayri safi katma değer üretiminin doğrudan vergi hâsılatına yansımadığı yönler varsa, bu durum katma değer hesaplarından değil, harcamalar bakımından milli gelir hesaplarıyla daha kolay ispatlanabilir. Zira kayıt dışılık var ise bile eninde sonunda tüketime yansıyacağı için, aslında kayıt dışı kalmayacak demektir. Hele, Türkiye’deki vergi sistemiyle ve Türkiye’deki tüketim/tasarruf oranı ile kayıt dışı gider ve harcamaların bulunması en azından nihai tüketici bakımından çok zor. Demek ki, bölgesel eşitsizliklerin yönünü ve boyutunu tahmin ederken, kayıt dışılığın mütenasip bir mazeret olmadığını düşünüyorum.

Türkiye’deki tüketim seviyesinin oldukça istikrarlı bulunduğu, özel kesimin nihai tüketim harcamalarının analizi yapıldığında tüketimdeki istikrar, aslında tüketim üzerinden alınan vergiler bakımından milli gelirin %70’inin kayıt dışı kalamayacağını gösteriyor.

Sıralama İLLER Toplam Tah. İçindeki Payı (%)
65  Şırnak 0,05
66  Sinop 0,05
67  Bartın 0,05
68  Kars 0,05
69  Karaman 0,04
70  Siirt 0,04
71  Çankırı 0,04
72  Bitlis 0,04
73  Muş 0,04
74  Bingöl 0,03
75  Iğdır 0,02
76  Gümüşhane 0,02
77  Tunceli 0,02
78  Kilis 0,02
79  Ardahan 0,01
80  Bayburt 0,01
81  Hakkâri 0,01

 

Son olarak, bütçe gelir ve giderlerinin ortaya koyduğu sonuçlardan biri de, -teşvik yasası ile bölgelere ayrılan- Türkiye’nin geniş bir iç pazar olduğu söylencesinin gözden geçirilmeye ihtiyaç duyduğudur.

Yetmiş milyonu aştığı hesaplanan nüfusu ile Dünya’nın 16. büyük ekonomisi olduğu bilinen Türkiye ekonomisinin, geniş bir iç pazar olması, nüfus ve coğrafi alanların birbirleri ile ciddi bir üretim-tüketim zinciriyle bağlı olması ile mümkündür. Sadece nüfusun veya coğrafyanın büyük olması, pazarın etkin bir tedarik zincirine sahip olduğunu göstermez.

Doğu ve Güneydoğu illerindeki iktisadi aktivitenin, önce Türkiye, sonra bölge ve Dünya ekonomisine yönelik mal, hizmet, insan gücü ve sermaye arz eder düzeye gelmeden, Türkiye’nin kamu maliyesi ile ilgili sorunlarının dışında, ulusal güvenlik ve bölüşüm sorunları da çözülmez.

Ekonomide İki Farklı Türkiye” hakkında 4 yorum

  1. aslında bütün bunlar eğitim-üretim-işgücü denge(sizlik)leriyle ilgili…istatistiksel verilerle desteklediğiniz için teşekkürler…

  2. Evet hocam bende ekonomide ki iki farklı Türkiye’deki gelir ve gider dağılımının eğitim, üretim gücündeki dengesizlikler ile ilgili olduğunu düşünüyorum.Zaten görüşümüzü de ilk 15 ve son 15 ilin bulunduğu tablolar ile doğrulamış oluyoruz.
    Teşekkürler.

    Saygılarımla.
    Ferah TENDİK

  3. Sayın hocam merhabalar.
    Çok güzel bir konuya değinmişsiniz. Katılmamak mümkün değil, ve bir başka açıdan da irdelediğimizde, devletin vergi gelirleri de bu konuyu doğrulayıcı niteliktedir.
    Şöyleki: 2008 yılı vergi gelirlerine baktığımızda gelir vergisinin ( gerçek kişi )
    vergi gelirleri içindeki payının % 23.4, Kurumlar vergisi payının % 9.8 olduğunu görüyoruz. Yani Kişi ve Kurumların gerçek / kurum gelirlerine ( ticari – MSİ – GMSİ – Stopaj G.V. v.b.) isabet eden toplam vergi gelirleri içindeki payının % 33.2 olduğunu görüyoruz. Diğer tarafta dolaylı bir vergi olan KDV’ nin toplam vergi gelirleri içindeki payının herne kadar 2008 de oranı düşmüş olsa da % 31.6 (bu oran 2007 de 32.4, 2006 da % 33.5, ) olduğu gelir idaresi başkanlığının 2009 da yayımladığı 56. nolu tablosunda görülmektedir.
    Dolaylı vergilerin bu denli yğksek olmasının da bir diğer anlamı gelir dağolımının dengesizliğidir.
    İllere göre vergi tahsilatlarına baktığımızda ise, bazı rakamsal sapmaları ve sıralamayı değişik bir şekilde de yorumlayabiliriz. İllerin gelir – gider dengelerine göre çok fazla sıralamayı değiştirmeyecek olsa da, özellikle istanbul’un Büyük Mükellefler Vergi Dairesi gelirlerinin bu ile gelirlerine yansıtılması bence yanlış.
    Gelirler kaynağında vergilendirilmiş olsa istanbul bu sıralamayı elde edemez.
    Çünkü tüm büyük şirketlerin merkezinin istanbul olması, özellikle kurumlar vergisi yönüyle bu ilimizin oransal rakamlarını arttırmaktadır. Doğal olarak mahalli idarelerin gelir üzerinden aldıkları payı da hakkı olmadığı halde istanbul ili almaktadır. Yani, gelir adaletsizliği sadece bireyler arasında değil; aynı zamanda mahalli idareler arasında da mevcut. Saygılarımla.

    GELİR, KURUMLAR VE KATMA DEĞER VERGİSİNİN GENEL BÜTÇE VERGİ GELİRLERİ İÇİNDEKİ PAYI
    (2008)
    (BİN YTL.)

  4. Yazınız için teşekkür ederek başlıyalım sözümüze.Sayın Hocam gerçekten bakılması gereken bakış açısına yine çok güzel ve mantıklı bir açıdan bakışsınız.Türkiyede son günlerde bir bıçak gibi kesilen açılım tartışmaları bize işin sosyal boyutla çözülemediğini açıkça gösteriyor.Sistem gereği bireyin ekonomik açıdan güçlenmesi pisko-sosyal anlamda rahatlaması anlamına geliyor.Mevcut iktidarın işe ekonomiden başlaması işin sosyal boyutunu rahatlatırdı fakat bunu yapmadılar.Hatta düzgün giden insan ilişkilerini bile bu yolla bozdular.Bu şu demek oluyor mevcut hükümey içinde bir tane UĞUR DÜNDAR yok. SAYGILARIMLA

Yorumlar kapalı.