Çıkış Senaryoları

SenaryolarKrizin etkilerinin giderilmeye başladığı yönünde açıklamaların sayısı arttı. Bu konudaki fikrimi daha önce açıklamış olsam da, gerekçeleriyle birlikte yeniden ele almanın zamanı geldi diye düşünüyorum.

Önce krizden çıkışın ne anlama geldiği konusunda bir mutabakat sağlamak gerekiyor. Benim “krizden çıkış”tan anladığım, ekonominin krizin başlangıcında sahip olduğu performansına geri dönmesidir. Çıkış ile bunu kastediyorsak, 2009 yılının Kasım ayından itibaren yaraların sarılmış olacağını tahmin ediyordum. Halen aynı düşünceyi muhafaza ediyorum.

Bu kez de krizin ne zaman başladığına ilişkin sorunun cevabı konusunda bir netlik sağlamak gerekiyor galiba.

Türkiye ekonomisi 2006 yılının Mayıs ayından bu yana durgunluğa doğru adım adım yaklaşıyordu. Öncelikle döviz değerleri üzerinde başlayan kısır döngü, kısa aralıklarla tekrar eden bir tedirginlik ortamı oluşturmuştu. O günlerde kriz kelimesinin telaffuzu bazen siyasi bazen de teknik nedenlerle kabul edilir hale gelmedi.

2007 yılının Temmuz ayında, Dünya ekonomisinde, özellikle banka bilançolarında ve mortgage kredilerinde görülen riskler daha geniş bir kesim tarafından dillendirilmeye başlandı. Bu görüşler yine herkesçe kabul görmeden hasır altı edilmişti.

2008 yılının Eylül ayında, Lehman Brothers’ın iflası ile birlikte dünyada ve Türkiye’de krizin miladı sayılan dönem başlamış oldu. Teknik olarak geç bir kabul olsa da, üzerinde konsensus sağlanan tarih Eylül ayının ortası oldu.

Çıkış senaryolarını değerlendirirken krizin başlangıç tarihini 15 Eylül 2008 olarak kabul edersek, “Türkiye ekonomisinin bu tarihte sahip olduğu ekonomik değerlere tekrar ne zaman sahip olacağını tahmin ediyorsunuz?” diye soruyu genişletmek ve cevabı da ona göre vermek gerekecek.

Niçin Kasım 2009?

Bu satırların yazarına göre, ekonomik değerlerin eski durumuna gelebilmesi için birkaç aşama vardı. Bunlardan bir kısmı gerçekleşmeye doğru yol alıyor. 

  • Tüketici güveninin talebe dönüşmesi, ertelenen tüketimin realize edilmesi,
  • Reel kesimin stoklarını eriterek, önce kapasite artışı ardından yeni yatırım ve istihdam ile harcama seviyesini eski haline getirmesi,
  • Baz etkisi dediğimiz dinamiğin harekete geçmesi. Geçen yılın sonbaharında aşağıya doğru inmeye başlayan göstergelerin Eylül ölçümleri yapıldığında, geçen yılın aynı ayına göre hesaplananların yüksek pozitif yönlü hareket etmiş görüneceği.

Tüketici güveninin içinde bulunduğumuz aylarda artışa geçmesi, yavaş da olsa kapasite kullanımına ve sanayi üretimine yansımaya başladı. Bir süre bu şekilde seyredecek göstergelerin yeni istihdama yansıması Türkiye ekonomisi için üç aya yakın süreleri alabilir. Yeni istihdam ve yatırımlar harcama seviyesini artırır. Fiyat seviyesinde de artış beklentisi yaz aylarının sonunda oluşur. Türkiye ekonomisinin eski seviyesine geri dönüşü, ekimden itibaren tartışılmaya, kasım ayında genel kabul görmeye başlar diye tahmin ediyorum.

Yeni açılan teşvik paketi ile ilgili altyapının oluşması, yabancı yatırımcılar ve bazı büyük yerli yatırımcıları yaz aylarında hareketlendirip, içeride döviz girdisi üzerindeki baskıyı da hafifletebilecektir.

Kasımda başlayacağını tahmin ettiğimiz yukarı yönlü hareketin, 2010’da en azından stabil bir ekonomik iklimin görülmesini mümkün hale getireceğini kuvvetle muhtemel görüyorum.