Bizde Böyle… Her şey Özelleştirilir, Kriz Kamulaştırılır

ekonomik krizLafın sonuna geldik. Zamanında yazdık, bitirdik, hatmettik. Fakat, asıl şimdi krizle ilgili değerlendirme yapmak farz oldu. Bu iş böyledir. Bir sene kriz yazarsınız. Ama, komşu teyzenin oğlu fabrikadaki işinden çıkarılmadan, kimse için kriz, henüz kriz değildir.

Bir yıldır içinde kriz kelimesinin geçmediği bir yazı yazmaya çalışıyor, başaramıyordum. Piyasalarda ‘temkinli iyimserlik hakim’ mi demedik, ‘istikrar beklentisi’ mi; hepsini denedik. Kriz yerine ‘biriken çelişkilerin çözümü’, ‘ekonominin denge arayışı’, ‘dolaşım bozukluğu’, ‘Anna Karenina ilkesi’, ‘Leibniz’in ölçek problemi’ gibi icatlar, ekonomi literatürüne geçtiğimiz bir yılda hatırı sayılır düzeyde girdi-çıktı.

‘Krizde tüketici ne yapmalı?’, ‘firma davranışında bazı değişiklik önerileri’, ‘kamu kesimi finansal hareketleri yeterince izliyor mu?’, ‘borsadaki yabancı fonların ağırlığı ile ilgili risk yönetimi tedbirleri’, ‘özel sektörün döviz cinsinden borçları’ konularından yeniden bahsetmeye gerek yok artık. Risklerin hepsi fazlasıyla realize oldu. Ama, tüm bu hengamenin ortasında sadece bizde de değil tüm dünyada her şey özelleştirilirken, kriz çıktığında bütün risklerin kamulaştırılması, sistemin tüm trajikomik unsurlarını bir araya toplayıverdi.

‘Risk vergi mükellefine, getiri politikacıya’ olarak kısaca özetleyebileceğimiz bu tablo, aslında, krizi var eden sistemik sorunların bir özeti gibi. Demek ki kriz, finansal operasyonlarla kendini gösteren bir yaşam biçiminin, bir siyaset biçiminin, üretim-tüketim-tasarruf döngüsündeki orantısızlıkların doğal sonucuymuş.

Tüm dünyaya piyasa ekonomisi dersleri veren Batı ekonomileri, Türkiye’de tarım kesimi destekleri azaltılırken söylendiği gibi, ‘piyasa ekonomisi koşullarına uygun ürün ve ölçek desenini’ kendi finansal sistemine niye uyarlamadı acaba?

Bazı sorular…

Türkiye söz konusu olduğunda, vergi indirimlerinde, memur maaş zamlarında hop oturup hop kalkan IMF, İtalya’dan İngiltere’ye, Fransa’dan ABD’ye kadar krizin etkilerini gidermek için ortaya çıkarılan vergi indirimi, bütçeye konulan özel banka kurtarma operasyon fonları konusunda, hangi ülkeye ‘durun bakalım, piyasa ekonomisin sağlığı iflaslardan geçer, zamanında bu bankaların mudileri, yatırımcıları, banka sahipleri, aldıkları irrasyonel kararların bedelini ödesinler’ diyebildi?

Türkiye söz konusu olduğunda, geciken petrol arama imtiyazları, liman satışları, elektrik-doğalgaz dağıtım anlaşmaları alanlarında ‘liberal iktisadın temel ilkeleri’ dersi veren Batı ülkeleri, özel bankaları devletleştirirken, o kitabın hangi sayfasından alıntı yapıyorlar?

İdeolojileri, ekonomi doktrinini her şeyi bir kenara bırakınız. Basiretli bir insan, tüccar, sanayici, tüketici, çiftçi, politikacı, her kim olursa olsun, bu gidişin gidiş olmadığını görmeliydi. Bir türlü göremedi, görmesi de istenmedi.

Ekonomide otorite olanların, artık ‘ihtiyaçlar sonsuz, kaynaklar kıt’ kabulünün ötesinde, sürdürülebilir bir üretim yapısını, doğru bir firma davranışını, gerçek bir finansal mimariyi, karşılığı olan bir para arzı mekanizmasını; tüketicinin ve seçmenin de yeni bir yaşam biçimini tartışması gerekiyor.