2018 Ekonomisinde Jeopolitik Ağır Basacak

Küresel ekonomide 2008 krizi sonrasındaki en iyi öngörüler 2018 ile ilgili… Gelişmiş ekonomiler için ortalama %2-3; gelişmekte olanlarda %4-5 civarında büyüme bekleniyor.

Türkiye ekonomisi, sıcak para rüzgârı bakımından 2017’de bu iyimser atmosferden yeterince yararlandı. Türkiye’ye en hızlı para girişi (2002 yılından bugüne) geçtiğimiz yıl yaşandı. Bir önceki yazıda ayrıntılarıyla değindiğimiz yerel ekonomik sorunları tekrar etmeye gerek yok. Sorun şu ki Türkiye ekonomisine yön veren değişkenlerin bir kısmı bölgesel sorunların tehdidi altında.

Jeopolitik, enerji maliyetleri başta olmak üzere döviz kurunu, sermaye girişini, özetle kaynak maliyetini doğrudan etkiliyor. Komşu ülkelerdeki hareketlilik bu bakımdan ekonomi politikasını yakından ilgilendiriyor. 2018’in İran’daki sokak hareketleriyle başlamış olması da bu tezin güçlü olduğunu gösteriyor.

İran’daki Sokak Hareketi Bonapartist Mezhepçiliğin Sorgulanmasından İbaret

İran, Dünya petrol rezervlerinin %9,3’üne, doğal gaz kaynaklarınınsa %15,8’ine sahip. Ülkenin kaynakları zengin, sona ermiş görünen ayaklanmanın çıkış noktası ise ekonomik dengesizlik ve yolsuzluk suçlamaları olunca söz dönüp dolaşıp İran Devleti‘nin uluslararası operasyonlarına geliyor.

Devletin ayaklanmayı tahrik etmekle suçladığı küresel güçlerin bu ve benzeri olaylarda masum olup olmadığı bu yazının konusu değil. Ama sokaktaki itirazın İran‘ın, Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen‘deki mezhebe dayalı çatışmalara verdiği destekle bir ilgisinin olmadığı söylenemez. Bütçe görüşmelerinde İranlı yetkililerin açıklamadığı kalemlerin bulunması, en hafifinden vatandaşın ‘Bütçe Hakkı’na saygısızlık olarak algılanıyor.

‘Bonapartizm’ yakıştırmam, Fransız Devrimi‘nin mirasına konup yayılmacı bir ordu siyaseti ile dış ülkelere demokratik yönetimi dayatan, en azından özendiren ama iç siyasette cumhuriyeti bitirip imparatorluğu hortlatan ucube yönetim tarzını hatırlatmaya matuf… Mezhepçi Bonapartizm sadece Şii İran için değil, karşı kutupta yer alan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri için de geçerli…

Konu ekonomi olduğuna göre, Bonapartizm‘den korunmanın yolunun nereden geçtiğine dikkat çekilmeli.

Bilindiği gibi Bütçe Hakkı aslında İngiltere‘de Fransız Devrimi‘nden 100 yıl önce, 1689‘da yürürlüğe giren Bill of Rights‘ın açılımıdır. Parlamentonun yani halkın Kral karşısındaki haklarını deklare eden bu yasa, demokrasinin temel nimetlerinden olan malî ve askerî yükümlülüklerin ancak yasayla konulup/kaldırılabileceğini şart koşuyordu. Literatürde, söz konusu özel olayı konu almaktan çıkıp benzer hak ve yükümlülüklerin konulup/kaldırılması ile ilgili olarak kullanılır oldu.

Sadece İran‘da değil, Suudi Arabistan‘daki değişimin kökeninde de yolsuzlukların konu edildiği es geçilmemelidir. Demek ki Müslüman toplumlar ekonomik sorunları ideolojik karşıtlıkların üzerinde özerk bir alana yerleştirmeye başlamıştır. Bu noktadan itibaren aşırı savunma harcamalarının ve yönetici elitlerin gösterişçi tüketiminin de tartışmaya açılması şaşırtıcı olmaz.

Bütçe Hakkı, İngiltere‘yi Fransız Devrimi sonrası istilacı dönemde bir hukuk devleti olarak koruduysa, halkı Müslüman devletleri de iddia ettikleri Batılı komploya karşı koruyabilecektir.

Tarihin Trajikomik Şakası

Bütçe Hakkı gibi bir parlamento başarısı II. James‘in Katolik vurgusunu abartıp parlamentoyu yok saydığı yönetim tarzına yönelen tepkinin sonucunda hemen 1 yıl sonra başarılabilmiştir. İran özelinde Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin de 1979’da ekonomik nedenlerle ve sadece İslamcıların değil farklı toplumsal kesimlerin de desteğiyle devrilmesiyle Humeyni döneminin başladığını hatırlayınız.

Bugünün iletişim imkânlarıyla Suudi Arabistan‘ın veya BAE‘nin yanlarına İsrail ve ABD‘yi de almış olsalar mevcut ekonomik-sosyal düzenlerini sürdürebilmeleri olanaklı görünmüyor. Hatta İran‘a göre şansları daha düşük olabilir.

2018’in Türkiye ekonomisi bütün bu gelişmelerden muaf olamayacaktır. Başta petrol fiyatları olmak üzere, Türkiye’nin söz konusu olaylarda aldığı pozisyona göre sermaye hareketleri de artı veya eksi yönde ülke ekonomisini etkilemeye devam edecektir.

Türkiye’yi ayrıştıran, hukuk devleti algısını kuvvetlendirmek, içerideki sorunlar arasındaki işsizliğe ve enflasyona karşı kitleleri hoşnut kılan rasyonel çözümler geliştirmek olacaktır.