2013’e başlarken…

2013’e başlarken…

Yılın ilk günlerinde ekonomiyle ilgili birkaç konuyu süzme ihtiyacı doğdu. Bir tanesi; Vergi düzenlemeleri ve zamlar. İkincisi; Mevduat ve borçlanma konusundaki adımlar. Son olarak; Ödemeler dengesinin finansmanında görülen yeni eğilimleri dikkate almalıyız.

Vergi artışları…

Bu yıl Amerika’dan Fransa’ya, İtalya’dan Yunanistan’a kadar bir çok ülkede esen soğuk vergi rüzgarı Balkanlar’dan ülkemize girdi. Batı’daki vergilendirme motifi belli: Krizi önlemek için dağıtılan likidite geri çekiliyor. Bütçe açıkları yamanmaya çalışılıyor.

Türkiye ekonomisini yönetenler de her ne pahasına olursa olsun bütçe dengesinden taviz vermek niyetinde olmadıklarını göstermek istiyor. Her yılbaşında olduğu gibi Damga Vergisi’nden yeniden değerleme oranın kadar yapılan rutin düzenlemeleri biliyoruz. 2013’ün kendine özgü bütçe koşulları içinde ÖTV artışı sigara fiyatlarına yansıdı. Büyükşehir sınırları içerisindeki konut satışlarında KDV oranı %8’den %18’e çıkarıldı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in beyanına göre, bazı sektörlerde vergi kayıp ve kaçağının azaltılması ile ilgili özel çalışma var.

Batı’daki örneklerle karşılaştırmak, vergilendirme ile ilgili doğru bir ölçü mü emin değilim ? Çünkü, ‘gıda-içki-tütün’ fiyat grubu Türk ailesinin bütçesi üzerinde gelişmiş ülkelerle kıyaslanmayacak derecede önemli.  Bu ürünler üzerindeki vergi bazlı fiyat artışları yaşam koşullarını gelişmiş ekonomilere göre daha çok etkiliyor. Bazı mal gruplarının Türkiye’ye özgü fiyat yapısının enflasyona etkisi bakımından ayrıca önemli olduğunu da tekrar tekrar yazdık.

Uzun vadeli tasarruflar özendiriliyor…

Uzun süreli mevduatın özendirilmesi için bazı düzenlemeler de güncelliğini koruyor. Tasarrufların teşviki için Bireysel Emeklilik Sistemi (BES)’ne yapılan %25’lik devlet katkısı tartışılmaz bir adım. Son derece yapıcı.

Mevduatta vadenin bozulmasından kaçınmayı teşvik etmek, dış piyasalardan borçlanırken KKDF maliyetini artırmak, öz kaynakların gelişimine katkıda bulunmak için getirilen tedbirler. Geçtiğimiz ay başlayıp devam eden faiz erozyonu sürecinin bir parçası olarak düşünülebilir. Sonuçta, TL mevduatta çözülme ile birlikte tüketimin hareketlenmesi pozitif bir beklenti. Buna karşın, mevduat üzerinde stopaj sonrası yapılan ek vergi tedbiri bence tasarrufu teşvikle çelişkili görünüyor.

Mevduat yurtdışına çıkabilir…

Mevduatları büyük meblağlara ulaşan tasarruf sahipleri yeni vergi düzenlemelerinden sonra mevduatlarını yurtdışına çıkaracaktır. Ülkeden çıkan mevduatın izleyeceği rota, yabancı bir mali aracı üzerinden Türkiye’ye portföy yatırımı olarak girmek, vergiden kaçınma davranışını perçinlemek olacaktır. Bu paranın içeriye bankalar aracılığıyla kredi biçiminde aktarıldığı durumda da Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (KKDF)’ndaki artışın maliyete eklenmesi sözkonusu olabilecektir. Türkiye ekonomisinin kendi parasını dış piyasadan borçlanması makul değil. Anlaşılan, ekonomi yönetimi fon girişinin debisini ve yönünü ince ayarlarla yönetmeye çalışıyor. İdari kontrollerin artması ekonominin yönetilebilirliğini artırıp, verimliliğini azaltabilir. Özellikle döviz kurunda 1980 öncesi ‘katlı kur’ tecrübesini anımsamak yararlı olabilir.  

Cari açıkta trend değişti…

Ödemeler dengesine ait 2012’nin 3’üncü çeyrek rakamları Çarşamba günü yayınlandı. Cari açıktaki azalmanın yönü üretimle birlikte yatay seyre dönüyor. İthalatı azaltma konusunda sınıra gelindiyse sebebi üretimdeki kıpırdanma olmalı. Finansman konusunda da tablodaki ‘acabalar’ ortadan kalktı. Finansman tercihleri daha berrak bir görüntü veriyor. Cari açık azalıyor, fakat borç yaratmayan yükümlülükler azalıp, borç yaratan yükümlülükler artıyor.  Bankaların elindeki yabancı para varlıkları azalırken, resmi rezervler artıyor. Para otoritesi, riskleri bankacılık kesimine, finans kesimi de maliyetleri özel sektör ve hanehalkına devrediyor.