2009’dan Sonra

Tünelin sonundaki ışık acaba ne?Ekonominin geleceği ile ilgili tahminler, istikrarlı dönemin bu yılın Ekim, Kasım aylarında başlayabileceğini gösteriyor. Ondan sonrası için oluşturulan modeller, özellikle Türkiye bakımından pozitif işaret taşıyor. Bugün, biraz olsun 2010 ve sonrasında geçerli olabilecek şartları tartışabiliriz diye düşündüm.

Dünyanın ekonomik ekseni, Batı’dan Doğu’ya doğru kayıyor. Talep açığı olan Dünya ekonomisi, büyük nüfus yoğunluğuna sahip Asya’nın, aynı zamanda üretici de olduğu bir yeni denge ile karşı karşıya. Güneydoğu Asya’dan Asya’nın Batı’sına doğru uzanan geniş coğrafya, sahip olduğu insan ve hammadde kaynağı ile iktisadi stratejinin yönünü değiştirdi. Daha da değiştirecek. Asya’ya komşu Ortadoğu ülkeleri, Kuzey Afrika, gelişmekte olan merkezler. Bu merkezleri haritada veya zihninizde bir araya getirip Batı’ya en yakın noktayı işaretlediğinizde, oranın Türkiye olduğunu görebiliyorsunuz. Asya kadar otoriteryen ve standart dışı değil ama, Batı demokrasilerinin işgücü piyasaları kadar da stabil olmayan bir ülke Türkiye.

Ekonomide, uluslararası işbölümü anlayışı içerisinde ülkemize düşen rol, Türkiye’yi büyük bir ekonomi olmaya adeta zorluyor. AB pazarı, Türkiye’yi insan kaynakları ve üretim standartları bakımından kendisine en yakın çevre ülke olarak görüyor. Uluslararası yatırımcılar, Ortadoğu, Kafkasya, Kuzey Avrupa koordinatörlüklerini Türkiye’ye taşıyor. İç pazardaki tıkanıklıklar ve maliyet artışları, Türk iş alemini, artık dışarıda üretim yapmaya, çevredeki gelişmekte olan pazarlara yatırım yapmaya zorluyor. Türkiye, yeni oluşan ekonomik merkezin Avrupa’sı olmaya aday bir ülke haline geliyor.

Hizmet sektöründe büyümek şart…

Yukarıda sayılan şartlar altında, Türkiye ekonomisi önüne çıkan fırsatları değerlendirebilmek için küresel hizmet sektörü standartlarına uymak zorunda. Eğitim, sağlık ve diğer sosyo-ekonomik hizmetlerin dünya şartlarında arz edilebilmesi, bu rolü oynamanın ön şartlarından olsa gerek.

Bir sonraki basamakta, hizmet ihraç eden, gelişen coğrafyaların geniş nüfus yelpazesine turizm, sağlık, eğitim ve teknik destek sağlayan bir ülke olmanın yollarını arayan ekonomik modelleri tartışmamız gerekiyor.

Gelir dağılımı gündemden düşmemeli…

Bölge ekonomisi için istikrar odağı olabilmek ve zenginleşebilmek için bazı ekonomik hedeflerin gündemde tutulması gerekiyor. Bunlardan biri de gelir dağılımının kabul edilebilir seviyede oluşması. Türkiye’de gelir dağılımı konusu ne zaman gündeme gelse ideolojik bir algı oluşuyor. Aksine, gelir dağılımının dünya ölçeğinde makul bir seviyede oluşması, siyasi ve ekonomik istikrarın sacayaklarından birini oluşturuyor. Gelir dağılımı deyince, nüfus grupları arasındaki dağılımın dışında, sektörel gelir dağılımını da dikkate almalıyız.

Türkiye’nin ‘korkudan umuda’ doğru yolculuğunda, kişilerin üst gelir gruplarına geçiş için gerekli özgüveni hissedebilmeleri gerekiyor. Bunun yolu da, gelir grupları arasında dikey hareketliliğin imkansız hale gelmemesi gibi görünüyor.